18 Haziran 2017 Pazar

Kıdem ve İhbar Tazminatının Hesabına Esas Ücret

Kıdem ve İhbar Tazminatının Hesabına Esas Ücret

Kıdem ve İhbar Tazminatı iş akdinin fesih edildiği tarihteki işçinin en son giydirilmiş brüt ücreti üzerinden hesaplanır.

Davacı hangi tarihte işten çıkmış ise o tarihte almış olduğu giydirilmiş brüt ücret kıdem ve ihbar tazminatına esas ücrettir.


Giydirilmiş brüt ücretin hangi ücretleri kapsadığına Giydirilmiş Brüt Ücretin Tespiti başlıklı yazımızdan bakabilirsiniz. 

Fazla Mesai Ücretinin Hesabında Ara Dinlenme Süreleri Düşülmelidir

İŞÇİ ALACAKLARI DAVASI - GÜNLÜK KANUNİ ARA DİNLENME SÜRELERİ DE DIŞLANDIKTAN SONRA FAZLA ÇALIŞMA ÜCRETİ ALACAĞININ HESAPLANMASI GEREĞİ - EKSİK İNCELEME İLE KARAR VERİLMESİ - HÜKMÜN BOZULMASI

ÖZET: Günlük kanuni ara dinlenme süreleri de dışlandıktan sonra, davacının dava dilekçesindeki talebi de gözetilerek hak kazandığı fazla çalışma ücreti alacağı hesaplanmalıdır. Eksik inceleme ile karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
(4857 S. K. m. 17, 41) (1475 S. K. m. 14)
Dava ve Karar: Davacı, kıdem, ihbar tazminatı ile fazla çalışma ücreti alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, isteğin reddine karar vermiştir.
Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin...'de güvenlik görevlisi olarak çalışırken birkaç müşterinin yaptığı taşkınlığa, amirlerinin talimatı üzerine yaptığı müdahele sırasında, davacı ve diğer güvenlik görevlisi arkadaşlarının kendilerini savunmak durumunda kaldıklarını, ertesi gün, davacı ve olaya müdahele eden birkaç kişinin iş sözleşmesinin feshedildiğini, fazla mesai ücretlerinin ödenmediğini belirterek kıdem tazminatı, ihbar tazmintı ve fazla mesai ücreti alacaklarının hüküm altına alınmasını talep etmiştir.
Davalı ...Ş. vekili, davacının iş sözleşmesinin müşterilerle yaşanan tartışma sırasında orantısız güç kullanması nedeni ile haklı sebeple feshedildiğini, fazla mesai yapmadığı, yaptığında ise karşılığının bordrolarda gösterilerek ödendiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Davalı ...Tic. A.Ş. vekili, davanın öncelikle husumetten reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan deliller ve bilirkişi raporu doğrultusunda davanın tümü ile reddine karar verilmiştir.
Karar, süresi içerisinde davacı tarafından temyiz edilmiştir.
...-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Davacı işçinin fazla çalışma yapıp yapmadığı konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır.
Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Ücret bordrolarına ilişkin kurallar burada da geçerlidir. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp kanıtlanmadıkça, imzalı bordroda görünen fazla çalışma alacağının ödendiği varsayılır.
Fazla çalışmanın ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları delil niteliğindedir. Ancak, fazla çalışmanın yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda tarafların, tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır.
Somut olayda davacı,... inşaat halinde iken güvenlik görevlisi olarak çalışmaya başladığını, ilk çalışmaya başladığı ay normal mesaisi haricinde otuz bir saat, bundan sonra ise hergün en az bir saat fazla çalışma yaptığını belirterek fazla mesai ücreti alacağının hüküm altına alınmasını talep etmiştir. Davacının aylık olarak değişen dört variya sistemi ile çalıştığı ve kanuni ara dinlenme sürelerinin dışlanmasından sonra haftalık kırkbeş saati aşan fazla çalışmasının bulunmadığı gerekçesi ile anılan alacağın reddine karar verilmiştir. Mahkemenin davacının belirtilen şekilde vardiyalı çalıştığı dönem içerisinde fazla çalışma yapmadığı yönündeki tespitinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Ancak tanık beyanlarına göre davacının, davalı işyerinde Ocak 2012 tarihine kadar haftanın altı günü 08.00-18:00 saatleri arasında çalıştığı, bu tarihten sonra vardiyalı sistemde çalışmaya devam ettiği anlaşılmaktadır. Bu sebeple günlük kanuni ara dinlenme süreleri de dışlandıktan sonra, davacının dava dilekçesindeki talebi de gözetilerek Ocak 2012 tarihine kadar hak kazandığı fazla çalışma ücreti alacağı hesaplanmalıdır. Eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan sebeplerden BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 16.01.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ

2015/14521 Esas -  2017/29 Karar  -  Tarihi: 16.01.2017

16 Haziran 2017 Cuma

Fazla Mesainin Ücrete Dahil Olduğu Durumlarda Ancak Yılda 270 Saati Aşan Fazla Çalışmalar İçin Ücret Talep Edilebilir



YARGITAY 22. Hukuk Dairesi

2015/14868 2017/24 Karar Tarihi: 16.01.2017


İŞÇİLİK ALACAKLARI DAVASI - FAZLA MESAİNİN ÜCRETE DAHİL OLDUĞU DURUMLARDA ANCAK YILDA İKİ YÜZ YETMİŞ SAATİ AŞAN FAZLA ÇALIŞMALAR İÇİN ÜCRET TALEP EDİLEBİLECEĞİ - HÜKMÜN BOZULMASI GEREĞİ

ÖZET: Davacı, kıdem tazminatı, fazla mesai, yıllık izin, ücret ile hafta tatili ücret alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Fazla mesainin ücrete dahil olduğu durumlarda ancak yılda ikiyüzyetmiş saati aşan fazla çalışmalar için ücret talep edilebilecektir. Bu sebeple davacının ....ile yaptığı yazılı iş sözleşmesi veya bu dönem için imzaladığı yönetmelik varsa temin edilmeli, anılan belgelerde hüküm bulunduğu takdirde, şimdiki gibi hesaplamaya konu dönem için yılda ikiyüzyetmiş saat fazla çalışmanın ücrete dahil olduğunun kabulü ile sonuca gidilmelidir. Eksik inceleme ile karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
(4857 S. K. m. 46, 63)

Dava: Davacı, kıdem tazminatı, fazla mesai, yıllık izin, ücret ile hafta tatili ücret alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde taraflar avukatları tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ...tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Davacı vekili müvekkilinin ....bünyesinde pazarlama yöneticisi olarak çalışırken bu bankanın davalı banka ile birleşmesi sonucu yeni çalışma düzenine ilişkin gönderilen yazıyı ihtirazi kayıtla imzalaması üzerine istifaya zorlandığını, çalışma koşularında yapılan esaslı değişiklik sebebi ile iş sözleşmesini haklı sebeple feshettiğini belirterek kıdem tazminatı, fazla mesai ücreti, hafta tatili ücreti, yıllık izin ücreti ve ücret alacaklarının hüküm altına alınmasını talep etmiştir.
Davalı vekili, davacının iş sözleşmesinin devamsızlık sebebi ile haklı nedenle feshedildiğini, fazla çalışma alacağı bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan deliller ve bilirkişi raporuna dayanılarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Karar, süresi içerisinde davacı ve davalı tarafından temyiz edilmiştir.
...-Dosyadaki yazılara, toplanan delilerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre tarafların aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

2-Davacı işçinin hafta tatili ücretine hak kazanıp kazanmadığı hususu taraflar arasında
uyuşmazlık konusudur.

4857 sayılı İş Kanunu'nun 46. maddesinde, işçinin tatil gününden önce aynı Yasanın 63. maddesine göre belirlenmiş olan iş günlerinde çalışmış olması koşuluyla, yedi günlük zaman dilimi içinde yirmidört saat dinlenme hakkının bulunduğu belirtilmiş, işçinin hafta tatili gününde çalışma karşılığı olmaksızın bir günlük ücrete hak kazanacağı da 46. maddenin ikinci fıkrasında hüküm altına alınmıştır.

Hafta tatili izni kesintisiz en az yirmidört saattir. Bunun altında bir süre haftalık izin verilmesi durumunda, usulüne uygun şekilde hafta tatili izni kullandığından söz edilemez. Hafta tatili bölünerek kullandırılamaz. Buna göre hafta tatilinin yirmidört saatten az olarak kullandırılması halinde hafta tatili hiç kullandırılmamış sayılır.

Somut olayda mahkemece, davacı ayda bir pazar günü eğitim toplantılarına gitmiş isede eğitim kendisini geliştirmesine yardımcı bir faaliyet olduğundan davacının kazanımı gözetilerek hafta tatili alacağının reddine karar verilmiştir. Ancak gerek Dairemizin 10.09.2015 tarih, 2014/13987 esas, 2015/24596 karar sayılı kararı, gerekse Yargıtay 9. Hukuk Dairesi incelemesinden geçen emsal 2012/34218 esas, 2014/31770 karar sayılı ve 2013/3963 esas, 2014/ 40008 karar sayılı dosyalarında aynı davalıya karşı dava açan ve ayda bir eğitim seminerine katılan davacıların hafta tatili alacağının kabulü gerektiği sonucuna varılmıştır. Bu durumda, davacının görevi, çalışma süresi, tanık beyanları ile emsal kararlar birlikte değerlendirildiğinde ayda bir Pazar hafta tatilinde çalıştığının kabulü dosya içeriğine uygun düşecektir.

3-Davacı ve davalı arasındaki diğer sorun davacının hak kazandığı fazla çalışma ücreti alacağının miktarı konusundadır.

Dosya içeriğine göre, davacı tanıklarının işverene karşı benzer nitelikte davaları olduğu anlaşılmakla birlikte, davacının görevi, davalı işyerindeki çalışma düzenine ilişkin emsal dosyalardaki tanık beyanları ve tüm dosya içeriğine göre fazla çalışma (ve fazla sürelerle çalışma) ücretinin hesaplanarak hüküm altına alınması isabetlidir. Ancak hesaplama sırasında davacının Dışbank A.Ş. ile imzaladığı sözleşmede fazla mesainin aylık ücrete dahil olduğuna ilişkin düzenleme sebebi ile yıllık ikiyüzyetmiş saat fazla mesai dışlanmıştır.

Yargıtay içtihatlarına göre, fazla mesainin ücrete dahil olduğu durumlarda ancak yılda ikiyüzyetmiş saati aşan fazla çalışmalar için ücret talep edilebilecektir. Bu sebeple davacının ....ile yaptığı yazılı iş sözleşmesi veya bu dönem için imzaladığı yönetmelik varsa temin edilmeli, anılan belgelerde hüküm bulunduğu takdirde, şimdiki gibi hesaplamaya konu dönem için yılda ikiyüzyetmiş saat fazla çalışmanın ücrete dahil olduğunun kabulü ile sonuca gidilmelidir. Eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan sebeplerden BOZULMASIA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 16.01.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

23 Mayıs 2017 Salı

İstifa Dilekçesi İmzalayan İşçinin İş Akdinin Feshi Konusu


İstifa Dilekçesi ve Kabul Edilebilirliği

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi
Tarih: 20.03.2017 ve 2017/6346 Esas - 2017/5530 Karar sayılı kararı

ÖZET: Davacı istifa dilekçesini özgür iradesi ile yazmış ve dosya kapsamında iradesinin fesada uğratıldığı konusun da herhangi bir delil bulunmamaktadır. Ayrıca dilekçe boşluk doldurma şeklinde matbu bir dilekçe olmayıp davacının kendi el yazısı ile yazdığı ve iradesini kesin olarak açıkladığı bir dilekçedir. Ayrıca davacının hizmet döküm cetveli incelendiğinde istifa iradesini açıklamasından sonra yeni bir iş yerinde işe girişinin yapıldığı görülmüştür. Davacı mağaza satış danışmanı ve sorumlu olarak çalışmış olup yazmış olduğu istifa dilekçesinin ne anlama geldiğini de bilebilecek durumdadır.

KARAR: Genel olarak iş sözleşmesini fesih hakkı hak sahibine karşı tarafa yöneltilmesi gereken tek taraflı bir irade beyanı ile iş sözleşmesini derhal veya belirli bir sürenin geçmesiyle ortadan kaldırabilme yetkisi veren bozucu yenilik doğuran bir haktır. İşçinin haklı nedenle derhal fesih hakkı 4857 sayılı İş Kanunu'nun 24. maddesinde düzenlenmiştir. İşçinin önelli fesih bildiriminin kanuni düzenlemesi ise aynı Kanun'un 17. Maddesinde ele alınmıştır. Bunun dışında İş Kanunu'nda işçinin istifası özel olarak düzenlenmiş değildir. İşçinin haklı bir nedene dayanmadan ve bildirim öneli tanımaksızın iş sözleşmesini feshi, istifa olarak değerlendirilmelidir. İstifa iradesinin karşı tarafa ulaşmasıyla birlikte iş ilişkisi sona erer. İstifanın işverence kabulü zorunlu değilse de, işverence dilekçenin işleme konulmamış olması ve işçinin de işyerinde çalışmaya devam etmesi halinde gerçek bir istifadan söz edilemez. Bununla birlikte istifaya rağmen tarafların belirli bir süre daha çalışma yönünde iradelerinin birleşmesi halinde kararlaştırılan sürenin sonunda iş sözleşmesinin ikale yoluyla sona erdiği kabul edilmelidir. İşçinin istifa dilekçesindeki iradesinin fesada uğratılması da sıkça karşılaşılan bir durumdur. İşverence tazminatların derhal ödenmesi ve benzeri baskılarla işçiden yazılı istifa dilekçesi vermesini talep etmesi ve işçinin buna uyması gerçek bir istifa iradesinden söz edilemez. Bu halde feshin işverence gerçekleştirildiği kabul edilmelidir. Dosya içerisinde bulunan istifa dilekçesinde davacı "satış danışmanı olarak başlamış olduğum görevimden farklı bir iş bulmam nedeni ile istifa ediyorum" şeklinde beyanda bulunmuştur. Her ne kadar davacı bu istifa dilekçesinin zorla alındığını iddia etmiş ise de bu iddiasını ispat edememiştir. Davacı bu dilekçesini özgür iradesi ile yazmış ve dosya kapsamında iradesinin fesada uğratıldığı konusun da herhangi bir delil bulunmamaktadır. Ayrıca dilekçe boşluk doldurma şeklinde matbu bir dilekçe olmayıp davacının kendi el yazısı ile yazdığı ve iradesini kesin olarak açıkladığı bir dilekçedir. Ayrıca davacının hizmet döküm cetveli incelendiğinde istifa iradesini açıklamasından sonra yeni bir iş yerinde işe girişinin yapıldığı görülmüştür. Davacı mağaza satış danışmanı ve sorumlu olarak çalışmış olup yazmış olduğu istifa dilekçesinin ne anlama geldiğini de bilebilecek durumdadır. Bu nedenle davada davacı işçinin geçerli bir istifasının olduğunun kabulü ile kıdem tazminatı isteğinin ret edilmesi gerekirken kabulü hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. Davacı işçinin ulusal bayram ve genel tatillerde çalışma karşılığı ücretlere hak kazanıp kazanmadığı hususu taraflar arasında uyuşmazlık konusudur.Ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığını iddia eden işçi, bu iddiasını ispatla yükümlüdür. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp ispatlanmadıkça, imzalı bordroda yer alan bayram ve genel tatil ücreti ödemesinin yapıldığı varsayılır. Bordroda ilgili bölümünün boş olması ya da bordronun imza taşımaması halinde işçi, ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığını her türlü delille ispat edebilir. Ulusal bayram ve genel tatillerde çalışıldığının ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları, yazılı delil niteliğindedir. Ancak, sözü edilen çalışmanın bu tür yazılı belgelerle ispatlanamaması durumunda, tarafların dinletmiş oldukları tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bununla birlikte, işyerinde çalışma düzenini bilmeyen ve bilmesi mümkün olmayan tanıkların anlatımlarına değer verilemez. İmzalı ücret bordrolarından, ulusal bayram ve genel tatil ücretlerinin ödendiği anlaşılıyorsa, işçi tarafından daha fazla çalışıldığının ileri sürülmesi mümkün değildir. Ancak, işçinin alacağının bordroda görünenden daha fazla olduğu yönünde bir ihtirazı kaydının bulunması halinde, ulusal bayram ve genel tatil çalışmalarının ispatı her türlü delille yapılabilir. Bordroların imzalı ve ihtirazı kayıt taşımaması durumunda dahi, işçinin bordroda yazılı olanın dışında ulusal bayram ve genel tatil çalışmalarının yapıldığını yazılı delille ispatlaması imkân dahilindedir. Somut olayda, hükme esas alınan bilirkişi raporunda mahkemece dosyaya sunulan puantaj kayıtlarına göre davacının çalışmış olduğu görünen ulusal bayram genel tatil günleri açısından işverence bordrosu sunulmayan aylar yönünden hesaplama yapıldığı belirtilmiş ve 2008 bordrolarının olmadığı belirtilerek 2008 yılı için davacının ulusal bayram genel tatil ücret alacağına hak kazandığı tespiti yapılmıştır. Ancak dosya içerisinde 2008 yılına ait bordroların bulunduğu ve bir kısım bordrolarda tahakkuk ettirilen ulusal bayram genel tatil ücretlerinin banka kanalı ile de ödendiği banka hesap kayıtlarından görülmüştür. Bu nedenle bilirkişice 2008 yılı bordrolarının dosya içerisinde olmadığı şeklindeki hatalı tespiti ile hesaplama yapıldığından mahkemece yapılacak iş dosya içerisinde yer alan 2008 yılı bordroları ve banka ödeme kayıtları birlikte dikkate alınarak ulusal bayram genel tatil ücretini yeniden hesaplayıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. Açıklanan nedenlerle hükmün bozulmasına, 20.03.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.




18 Nisan 2017 Salı

Mirasın Reddi İçin Avukatın Özel Yetkili Vekaleti Olmalı Mı

T.C. YARGITAY

2.Hukuk Dairesi
Esas: 2004/9602
Karar: 2004/10936
Karar Tarihi: 30.09.2004



MİRASIN REDDİ - VEKİLİN VEKALETNAMESİNDE YETKİ BULUNMASI GEREĞİ

ÖZET: Türk Medeni Kanununun Velayet, Vesayet ve Miras Hükümlerinin Uygulanmasına İlişkin Tüzüğün 39/2.maddesine göre mirasın reddi istemi için vekilin vekaletnamesinde özel yetki bulunması gerekir.

(Türk Medeni Kanununun Velayet, Vesayet ve Miras Hükümlerinin Uygulanmasına İlişkin Tüzük m. 39)

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.

Türk Medeni Kanununun Velayet, Vesayet ve Miras Hükümlerinin Uygulanmasına İlişkin Tüzüğün 39/2.maddesine göre mirasın reddi istemi için vekilin vekaletnamesinde özel yetki bulunması gerekir. Dosyaya ibraz edilen davacılardan Birgül dışındakilerin vekaletnamesinde bu konuda yetki bulunmamaktadır. Davacılar vekilinden mirasın reddi yetkisini içeren vekaletname ibrazının istenmesi eksikliğin ikmalinden sonra dosyanın gönderilmesi için mahal mahkemesi GERİÇEVRİLMESİNE, oybirliği ile karar verildi. 30.09.2004 

12 Nisan 2017 Çarşamba

Fazla Çalışma - İspatı - Bordro ve Tanık ile İspat


Fazla Çalışma,
Haftalık 45 saatlik Çalışma, 
Günlük 11 saati aşan çalışmalar,
Bordro ile ispat,
Tanık ile ispat,
İmzalı ücret bordroları,
Fazla çalışma yaptığı iddia eden işçi norm kuramı uyarınca bu iddiasını ispata yükümlüdür. Ücret bordrolarına ilişkin kurallar burada da geçerlidir. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp kanıtlanmadıkça, imzalı bordroda görünen fazla çalışma alacağının ödendiği varsayılır. Bordroda fazla çalışma bölümünün boş olması ya da bordronun imza taşımaması halinde işçi fazla çalışma yaptığını her türlü delille ispat edebilir. Fazla çalışmanın ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkış gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları, delil niteliğindedir. Ancak, fazla çalışmanın bu tür yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda tarafların dinletmiş oldukları tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir.
Fazla çalışmanın yazılı delil ya da tanıkla ispatı imkân dâhilindedir. İşyerinde çalışma düzenini bilmeyen ve bilmesi mümkün olmayan tanıkların anlatımlarına değer verilemez. Fazla çalışmanın belirlenmesinde 4857 sayılı İş Kanunu’nun 68. maddesi uyarınca ara dinlenme sürelerinin dikkate alınması gerekir. 1475 ve 4857 sayılı Kanunlarda fazla çalışma süresinin haftalık çalışma süresi üzerinden belirleneceği düzenlenmiştir. Haftalık normal 45 saatlik çalışmayı aşan süreler fazla çalışma kabul edilmelidir. Ayrıca 4857 sayılı Yasa döneminde yapılan fazla çalışmalar haftalık 45 saati aşmasa da günlük 11 saati aşan süre fazla mesai olarak değerlendirilmelidir.
İstemin Özeti: Davacı, fazla mesai alacağının ödetilmesine karar verilmesini istemiş, yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almış; Hüküm süresi içinde davalılar avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Davacı işyerindeki haftalık çalışma süresinin iş sözleşmesine göre 45 saat olması gerekirken, ayda ortalama 7 defa 24 saat nöbet tuttuğunu, çalıştığı süre boyunca bir veya iki ay aralıklarla 1 ay süreyle 16.00-08.00 arası olmak üzere günde 16 saat çalıştığını ileri sürerek fazla çalışma ücreti isteğinde bulunmuştur. Davalı taraf talep koşulları oluşmadığından davanın reddini istemiştir.
Mahkemece istek kabul edilmiştir. Davacı işçinin fazla çalışma yapıp yapmadığı hususu taraflar arasında uyuşmazlık konusudur.
Karar: Fazla çalışma yaptığı iddia eden işçi norm kuramı uyarınca bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Ücret bordrolarına ilişkin kurallar burada da geçerlidir. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp kanıtlanmadıkça, imzalı bordroda görünen fazla çalışma alacağının ödendiği varsayılır. Bordroda fazla çalışma bölümünün boş olması ya da bordronun imza taşımaması halinde işçi fazla çalışma yaptığını her türlü delille ispat edebilir.
Fazla çalışmanın ispat konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkış gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları, delil niteliğindedir. Ancak, fazla çalışmanın bu tür yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda tarafların dinletmiş oldukları tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir.
İmzalı ücret bordrolarında fazla çalışma ücreti ödendiği anlaşılıyorsa, işçi tarafından gerçekte daha fazla çalışma yaptığının ileri sürülmesi mümkün değildir. Ancak, işçinin fazla çalışma alacağının daha fazla olduğu yönündeki ihtirazı kaydının bulunması halinde bordroda görünenden daha fazla çalışmanın ispatı her türlü delille söz konusu olabilir. Buna karşın, bordroların imzalı ve ihtirazı kayıtsız olması durumunda dahi, işçinin geçerli bir yazılı belge ile bordroda yazılı olandan daha fazla çalışmayı yazılı delille kanıtlaması gerekir.
İşçiye bordro imzalatılmadığı halde, fazla çalışma ücreti tahakkuklarını da içeren her ay değişik miktarlarda ücret ödemelerinin banka kanalıyla yapılması durumunda da ihtirazı kayıt ileri sürülmemiş olması, ödenenin üzerinde fazla çalışma yapıldığının yazılı delille ispatlanması gerektiği sonucunu doğurmaktadır.
İşyerinde en üst düzey konumda çalışan işçinin görev ve sorumluluklarının gerektirdiği ücretinin ödenmesi durumunda ayrıca fazla çalışma ücretine hak kazanılması olanaklı değildir. Bununla birlikte üst düzey yönetici konumunda olan işçiye aynı yerde görev ve talimat veren bir yönetici ya da şirket ortağı bulunması durumunda, işçinin çalışma gün ve saatlerini kendisinin belirlediğinden söz edilemeyeceğinden yasal sınırlamaları aşan çalışmalar için fazla çalışma talep hakkı doğar.
İş sözleşmelerinde fazla çalışma ücretinin aylık ücrete dâhil olduğu yönünde kurallara sınırlı olarak değer verilmelidir. Dairemiz, yılda 90 gün ve 270 saatle sınırlı olarak söz konusu hükümlerin geçerli olduğunu kabul etmektedir. O halde işçinin anılan sınırlamaların ötesinde fazla çalışmayı kanıtlaması durumunda fark fazla çalışma ücretinin ödenmesi gerekir.
Fazla çalışmanın yazılı delil ya da tanıkla ispati imkân dâhilindedir, işyerinde çalışma düzenini bilmeyen ve bilmesi mümkün olmayan tanıkların anlatımlarına değer verilemez.
Fazla çalışmanın belirlenmesinde 4857 sayılı İş Kanunu’nun 68. maddesi uyarınca ara dinlenme sürelerinin dikkate alınması gerekir.
Fazla çalışmaların uzun bir süre için hesaplanması ve miktarın yüksek çıkması halinde Yargıtay’ca son yıllarda hakkaniyet indirimi yapılması gerektiği istikrarlı uygulama halini almıştır (Yargıtay 9.HD. 28.4.2005 gün 2004/24398 E, 2005/14779 K ve Yargıtay 9.HD. 9.12.2004 gün 2004/11620 E, 2004/27020 K.). Fazla çalışma ücretinden indirimi öngören bir yasal düzenleme olmasa da, Yargıtay’ın yapılmasını öngördüğü indirimi çalışma süresinden indirim olarak algılamak gerekir. Bir başka anlatımla, örneğin günde üç saat fazla çalışma yerine iki saat fazla çalışmanın yapıldığının kabulünün hakkaniyete uygun olacağı şeklinde anlaşılmalıdır. Fazla çalışma ücretinden indirim takdiri indirim yerine, kabul edilen fazla çalışma süresinden indirim olmakla, davacı tarafın kendisini avukat ile temsil ettirmesi durumunda reddedilen kısım için davalı yararına avukatlık ücretine hükmedilmesi gerekir. Ancak, fazla çalışmanın takdiri delil niteliğindeki tanık anlatımları yerine, yazılı belgelere ve işveren kayıtlarına dayanması durumunda böyle bir indirime gidilmemektedir.
Somut olayda, işyeri belgeleri arasında bulunan personel devam kontrol cetvellerinde, davacının işyerine giriş ve çıkış saatleri net değildir. Hükme esas alman bilirkişi raporunda, bu cetvellerin dikkate alındığı belirtilmiş ise de, tüm süre için fazla mesai yapılmışçasına hesaplama yoluna gidilmiştir. Oysa ilgili nöbet çizelgelerinde davacının nöbet iznine ayrıldığı günlerin de bulunduğu açıktır. 1475 ve 4857 sayılı kanunlarda fazla çalışma süresinin haftalık çalışma süresi üzerinden belirleneceği düzenlenmiştir. Haftalık normal 45 saatlik çalışmayı aşan süreler fazla çalışma kabul edilmelidir. Ayrıca 4857 sayılı Yasa döneminde yapılan fazla çalışmalar haftalık 45 saati aşmasa da günlük 11 saati aşan süre fazla mesai olarak değerlendirilmelidir.
Buna göre, davalı işyerinde hafta içi normal mesai saatlerinin kaçta başlayıp kaçta bittiği, hafta tatilinin ve normal çalışma günlerinin kaç gün olduğu saptanmak, gerekirse tanık anlatımlarına yeniden başvurularak nöbet tutan personelin ertesi gün izin kullanma durumu şüpheye yer vermeyecek biçimde belirlenmelidir.
Bu şekilde nöbet tutulan haftalarda davacının normal mesai olarak çalıştığı saatleri, nöbetin sürdüğü saati ve ertesi gün de nöbet izninde olduğu ve 24 saat çalışmadığı nazara alınarak haftalık çalışma süresini belirlemek ve bu çalışma süresinden haftalık 45 saati aşan çalışmaların fazla mesai olarak kabulüne karar vermek gerekir. Mahkemece bu hususlarda inceleme yapılarak, işin uzman bir bilirkişiden yeniden rapor alınıp sonucuna göre bir karar verilmelidir. Yazılı şekilde eksik inceleme ile karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
Kabule göre de, aynı işyerinde çalışan davacılara ait benzer dosyalarda bu dosyada dinlenmeyen davacı tanıklarının, işyerinde fesihten önceki son 6 ayda üçlü vardiya sistemin geçildiği konusundaki beyanları delil kabul edilerek, bu süre içinde davacının fazla çalışım yapmadığının dikkate alınmaması bozma nedeni sayılmıştır.
Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten bozulmasına, oybirliği ile karar verildi.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Tarih : 21.03.2008
Esas No : 2008/923
Karar No : 2008/5603

4857 s. İş K. Md. 41

8 Ocak 2017 Pazar

Birleşen Dosyaların Islahı Nasıl Yapılır

T.C. YARGITAY 13. HUKUK DAİRESİ
Esas: 2008/8473
Karar: 2008/10850
Karar Tarihi: 22.09.2008

ÖZET: Davaların birleştirilmesi durumunda, sadece yargılama süreci birleştirildiğinden, asıl ve birleşen davaların birbirinden bağımsız, müstakil davalar olmaları nedeniyle, her dava için bir kez yapılması koşuluyla, davaların ayrı ayrı ıslahı mümkündür.
(1086 S. K. m. 83, 440)
Dava: Onur vekili avukat Batuhan ile Ömer aralarındaki dava hakkında Ankara Sekizinci Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 22.11.2005 tarih ve 397-160 sayılı hükmün Dairemizin 28.02.2008 tarih ve 13511-2708 sayılı ilamıyla bozulmasına karar verilmişti. Süresi içinde davacı avukatınca kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla dosya incelendi, gereği konuşuldu.
Karar: Davacı, 02.06.2004 tarihli vekaletname gereğince davalının vekili sıfatıyla Ankara Birinci Asliye Ticaret Mahkemesi'ne ait 2005/163 esas sayılı davayı takip ederek davalı lehine sonuçlandırdığını, vekalet ücretinin ödenmediğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, 5.500,00 YTL vekalet ücreti alacağının tahsilini istemiş, birleştirilen davasında ise, davalı lehine sonuçlanan Ankara Birinci Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2005/163 E. sayılı ilamındaki alacağın tahsili için Ankara Ondördüncü İcra Müdürlüğü'nde başlatmış olduğu 2005/5381 E. sayılı icra takip dosyası nedeniyle İcra Müdürlüğü'nce tahakkuk ettirilen ve karşı yandan tahsili gereken icra vekalet ücretinin davalı tarafından tahsil edildiğini ileri sürerek, yine fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmak suretiyle 5.165,00 YTL vekalet ücreti alacağının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, Ankara Birinci Asliye Ticaret Mahkemesi'ne ait 2005/163 esas, 2005/319 karar sayılı ilam ile dava vekalet ücreti alacağı olarak 5.500,00 YTL'nin karşı yandan tahsiline karar verildiğini, ancak söz konusu bu kararın, sadece <faiz oranı> gerekçesiyle bozulan ilk hüküm sonrası verilen ikinci karar olduğunu, bozmadan önceki karar ile de alacağının hüküm altına alınıp, 3.400,00 YTL vekalet ücretine karar verildiğini, bu karar gereğince Ankara Dördüncü İcra Müdürlüğü'nün 2003/8465 E. sayılı icra takip dosyası ile başlatılan icra takibinde, asıl alacak ve ferileriyle birlikte, hükmedilen vekalet ücretinin de tahsil edildiğini, davacının bu tahsilattan her türlü alacağını aldığını, eski hükmün devamı niteliğinde bulunan ikinci kararın, yine aynı icra dosyası üzerinden takip edilmesi gerekirken davacının kötü niyetle ayrı ayrı takipler başlattığını, davacının önceki kararla tahsil edilen vekalet ücretini mahsup etmeden ayrı bir takip başlatması nedeniyle güven duygusunun zedelendiğini, bu nedenle de davacıyı haklı olarak azlettiğini savunarak, davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, azlin haksız olduğu kabul edilerek, asıl dava yönünden, talep edilen dava vekalet ücreti ve karşı yana tahmili gereken vekalet ücreti nedeniyle toplam 10.120,00 YTL'nin, birleşen dava yönünden de, icra vekalet ücreti ve icra karşı yana tahmili gereken vekalet ücreti olmak üzere toplam 10.228,20 YTL'nin faiziyle birlikte tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalının temyizi üzerine Dairemizce bozulmuş, bu kez davacı karar düzeltme talebinde bulunmuştur.
1-      Temyiz ilamında belirtilen gerektirici nedenler karşısında Usulün 440. maddesinde sayılan nedenlerden hiçbirisine uygun olmayan davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer karar düzeltme taleplerinin REDDİNE.
2-       Davacı, Ankara Sekizinci Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2005/397 E. sayılı dosyası üzerinden açmış olduğu asıl davasında, davalının vekili sıfatıyla takip ettiği Ankara Birinci Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2005/163 E. sayılı dosyası nedeniyle, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmak suretiyle 5.500 YTL vekalet ücretinin ödetilmesini istemiş, birleştirilen 2005/454 E. 2006/21 K. sayılı dava ile de, Ankara Birinci Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2005/163 E. sayılı ilamıyla Ankara İcra Müdürlüğü'nün 2005/5381 E. sayılı dosyası üzerinden takip başlatmış olması nedeniyle, yine fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmak suretiyle 5.165,00 YTL icra vekalet ücreti alacağının ödetilmesini istemiş, 05.02.2007 tarihli bilirkişi raporunda, asıl dava yönünden inceleme yapılarak asıl dava nedeniyle 11.020,00 YTL, birleşen dava nedeniyle de 5.165,00 YTL olmak üzere davacının toplam 16.185.00 YTL vekalet ücreti talep edebileceği konusunda görüş bildirilmesi üzerine de, davacı tarafından verilen 12.02.2007 tarihli birinci ıslah dilekçesi ile davanın bu miktar üzerinden ıslah edildiği bildirilmiştir. Bilirkişilerden alınan 19.03.2007 tarihli ek raporda ise, bu kez birleşen dava yönünden inceleme yapılarak, raporun sonuç kısmında, davacının asıl davada 11.020,00 YTL vekalet ücretine hak kazandığı tekrarlanıp, birleşen davada ise 10.228,20 YTL vekalet ücreti talep edebileceği açıklanmış olup, bundan sonra davacı tarafından verilen 20.03.2007 tarihli ikinci ıslah dilekçesi ile de davanın, birleşen dava yönünden raporda belirtilen miktar üzerinden ıslah edildiği bildirilmiştir. Görüldüğü üzere davacı tarafından 05.02.2007 tarihli ilk bilirkişi raporu üzerine verilen 12.02.2007 tarihli birinci ıslah dilekçesinin asıl dava nedeniyle, 19.03.2007 tarihli ek rapor üzerine verilen 20.03.2007 tarihli ikinci ıslah dilekçesinin ise birleşen dava nedeniyle verilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Her ne kadar 12.02.2007 tarihli birinci ıslah dilekçesinde davacı, <...birleşen iki davayı bilirkişi raporunda belirtilen alacağımıza göre ıslah ediyoruz.> açıklamasında bulunmuş ise de, 05.02.2007 tarihli bilirkişi raporunda, sadece asıl dava yönünden inceleme yapılmış olması, hesaplanan toplam alacak miktarı için de birleşen dava miktarının dava dilekçesindeki gibi 5.165,50 YTL olarak belirtilmiş olması karşısında, davacının 12.02.2007 tarihli ıslah dilekçesi ile, <her iki dava yönünden de davasını ıslah ettiğini> kabule olanak bulunmamaktadır. Nitekim 20.03.2007 tarihli ikinci ıslah dilekçesiyle, davanın <birleşen dava yönünden ıslah edildiği> de açıkça belirtilmiştir. Davaların birleştirilmesi durumunda, sadece yargılama süreci birleştirildiğinden, asıl ve birleşen davaların birbirinden bağımsız, müstakil davalar olmaları nedeniyle, her dava için bir kez yapılması koşuluyla, davaların ayrı ayrı ıslahı mümkündür. Bu durumda HUMK'nın 83/son fıkrası gereğince geçerli olmayan <birden fazla ıslah>tan da söz edilemez. O halde eldeki davada da ikinci kez yapılmış bir ıslah söz konusu olmayıp, asıl ve birleşen davaların ayrı ayrı ıslahları söz konusu olduğundan, Dairemizin 28.02.2008 tarih ve 2007/13511 E. 2008/2708 K. sayılı bozma ilamının (3) nolu bendinde belirtilen <davacının ikinci kez ıslah isteminde bulunamayacağına> ilişkin bozma nedeni, zühule dayalı olup, davacının bu hususla ilgili karar düzeltme talebinin kabulüne, ilgili bölümün Dairemize ait ilamdan çıkarılmasına, mahkeme kararının ilamda belirtilen (1), (2) ve (4) nolu bentler gereğince bozulmasına karar vermek gerekmiştir.


Sonuç: (1) no'lu bent gereğince davacının diğer karar düzeltme taleplerinin reddine, (2) no'lu bent gereğince yukarıda açıklanan nedenlerle davacının karar düzeltme talebinin kabulüne, Dairemizin 28.02.2008 tarih ve 2007/13511 E. 2008/2708 K. sayılı bozma ilamının ıslahla ilgili olan (3) no'lu bendinin ilamdan çıkarılmasına, mahkeme kararının ilamda belirtilen (1), (2) ve (4) no'lu bentler gereğince BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde iadesine, 22.09.2008 gününde oybirliği ile karar verildi.