|
İstifa Dilekçesi ve Kabul Edilebilirliği
Yargıtay
22. Hukuk Dairesi
Tarih: 20.03.2017 ve 2017/6346 Esas - 2017/5530 Karar sayılı kararı
ÖZET: Davacı
istifa dilekçesini özgür iradesi ile yazmış ve dosya kapsamında iradesinin
fesada uğratıldığı konusun da herhangi bir delil bulunmamaktadır. Ayrıca
dilekçe boşluk doldurma şeklinde matbu bir dilekçe olmayıp davacının kendi
el yazısı ile yazdığı ve iradesini kesin olarak açıkladığı bir dilekçedir.
Ayrıca davacının hizmet döküm cetveli incelendiğinde istifa iradesini
açıklamasından sonra yeni bir iş yerinde işe girişinin yapıldığı
görülmüştür. Davacı mağaza satış danışmanı ve sorumlu olarak çalışmış olup
yazmış olduğu istifa dilekçesinin ne anlama geldiğini de bilebilecek
durumdadır.
KARAR: Genel olarak
iş sözleşmesini fesih hakkı hak sahibine karşı tarafa yöneltilmesi gereken
tek taraflı bir irade beyanı ile iş sözleşmesini derhal veya belirli bir
sürenin geçmesiyle ortadan kaldırabilme yetkisi veren bozucu yenilik
doğuran bir haktır. İşçinin haklı nedenle derhal fesih hakkı 4857 sayılı İş
Kanunu'nun 24. maddesinde düzenlenmiştir. İşçinin önelli fesih bildiriminin
kanuni düzenlemesi ise aynı Kanun'un 17. Maddesinde ele alınmıştır. Bunun
dışında İş Kanunu'nda işçinin istifası özel olarak düzenlenmiş değildir.
İşçinin haklı bir nedene dayanmadan ve bildirim öneli tanımaksızın iş
sözleşmesini feshi, istifa olarak değerlendirilmelidir. İstifa iradesinin
karşı tarafa ulaşmasıyla birlikte iş ilişkisi sona erer. İstifanın
işverence kabulü zorunlu değilse de, işverence dilekçenin işleme konulmamış
olması ve işçinin de işyerinde çalışmaya devam etmesi halinde gerçek bir
istifadan söz edilemez. Bununla birlikte istifaya rağmen tarafların belirli
bir süre daha çalışma yönünde iradelerinin birleşmesi halinde
kararlaştırılan sürenin sonunda iş sözleşmesinin ikale yoluyla sona erdiği
kabul edilmelidir. İşçinin istifa dilekçesindeki iradesinin fesada
uğratılması da sıkça karşılaşılan bir durumdur. İşverence tazminatların
derhal ödenmesi ve benzeri baskılarla işçiden yazılı istifa dilekçesi
vermesini talep etmesi ve işçinin buna uyması gerçek bir istifa iradesinden
söz edilemez. Bu halde feshin işverence gerçekleştirildiği kabul
edilmelidir. Dosya içerisinde bulunan istifa dilekçesinde davacı
"satış danışmanı olarak başlamış olduğum görevimden farklı bir iş
bulmam nedeni ile istifa ediyorum" şeklinde beyanda bulunmuştur. Her
ne kadar davacı bu istifa dilekçesinin zorla alındığını iddia etmiş ise de
bu iddiasını ispat edememiştir. Davacı bu dilekçesini özgür iradesi ile
yazmış ve dosya kapsamında iradesinin fesada uğratıldığı konusun da
herhangi bir delil bulunmamaktadır. Ayrıca dilekçe boşluk doldurma şeklinde
matbu bir dilekçe olmayıp davacının kendi el yazısı ile yazdığı ve
iradesini kesin olarak açıkladığı bir dilekçedir. Ayrıca davacının hizmet
döküm cetveli incelendiğinde istifa iradesini açıklamasından sonra yeni bir
iş yerinde işe girişinin yapıldığı görülmüştür. Davacı mağaza satış
danışmanı ve sorumlu olarak çalışmış olup yazmış olduğu istifa dilekçesinin
ne anlama geldiğini de bilebilecek durumdadır. Bu nedenle davada davacı
işçinin geçerli bir istifasının olduğunun kabulü ile kıdem tazminatı
isteğinin ret edilmesi gerekirken kabulü hatalı olup bozmayı
gerektirmiştir. Davacı işçinin ulusal bayram ve genel tatillerde çalışma
karşılığı ücretlere hak kazanıp kazanmadığı hususu taraflar arasında
uyuşmazlık konusudur.Ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığını iddia
eden işçi, bu iddiasını ispatla yükümlüdür. İşçinin imzasını taşıyan bordro
sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka
anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp ispatlanmadıkça, imzalı
bordroda yer alan bayram ve genel tatil ücreti ödemesinin yapıldığı
varsayılır. Bordroda ilgili bölümünün boş olması ya da bordronun imza
taşımaması halinde işçi, ulusal bayram ve genel tatil günlerinde
çalıştığını her türlü delille ispat edebilir. Ulusal bayram ve genel
tatillerde çalışıldığının ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle
işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları, yazılı
delil niteliğindedir. Ancak, sözü edilen çalışmanın bu tür yazılı
belgelerle ispatlanamaması durumunda, tarafların dinletmiş oldukları tanık
beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bununla birlikte, işyerinde çalışma
düzenini bilmeyen ve bilmesi mümkün olmayan tanıkların anlatımlarına değer
verilemez. İmzalı ücret bordrolarından, ulusal bayram ve genel tatil
ücretlerinin ödendiği anlaşılıyorsa, işçi tarafından daha fazla
çalışıldığının ileri sürülmesi mümkün değildir. Ancak, işçinin alacağının
bordroda görünenden daha fazla olduğu yönünde bir ihtirazı kaydının
bulunması halinde, ulusal bayram ve genel tatil çalışmalarının ispatı her
türlü delille yapılabilir. Bordroların imzalı ve ihtirazı kayıt taşımaması
durumunda dahi, işçinin bordroda yazılı olanın dışında ulusal bayram ve
genel tatil çalışmalarının yapıldığını yazılı delille ispatlaması imkân
dahilindedir. Somut olayda, hükme esas alınan bilirkişi raporunda mahkemece
dosyaya sunulan puantaj kayıtlarına göre davacının çalışmış olduğu görünen
ulusal bayram genel tatil günleri açısından işverence bordrosu sunulmayan
aylar yönünden hesaplama yapıldığı belirtilmiş ve 2008 bordrolarının olmadığı
belirtilerek 2008 yılı için davacının ulusal bayram genel tatil ücret
alacağına hak kazandığı tespiti yapılmıştır. Ancak dosya içerisinde 2008
yılına ait bordroların bulunduğu ve bir kısım bordrolarda tahakkuk
ettirilen ulusal bayram genel tatil ücretlerinin banka kanalı ile de
ödendiği banka hesap kayıtlarından görülmüştür. Bu nedenle bilirkişice 2008
yılı bordrolarının dosya içerisinde olmadığı şeklindeki hatalı tespiti ile
hesaplama yapıldığından mahkemece yapılacak iş dosya içerisinde yer alan
2008 yılı bordroları ve banka ödeme kayıtları birlikte dikkate alınarak
ulusal bayram genel tatil ücretini yeniden hesaplayıp sonucuna göre karar
verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi
usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. Açıklanan nedenlerle
hükmün bozulmasına, 20.03.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.
|